Celtic Park

Kullanan Takım: Celtic FC

Yapım Tarihi: 13 Ağustos 1892

Kapasite:  60.355

Boyutları: 105 x 69

Şüphesiz dünyanın en güzel tribünlerinden biri Glasgow’un Katoliklerine ait. Bugün yeşille beyazın süslediği Celtic Park, tam 120 yıl önce futbola merhaba demişti. Celtic Park, Glasgow şehrinin Parkhead bölgesinde yer alan bir futbol stadyumudur. Celtic taraftarları arasında Paradise (Türkçe anlamı cennet) diye hitap edilir.

1892 yılında Long Island olarak bilinen banliyöde George Thomson tarafından arazi topraklarının yaklaşık yedi dönümlük kısmı 9000 ABD Doları ödenerek satın alındı. Laurel Hill denilen parselin üzerine bir spor kompleksi olarak inşa edildi. Celtic Park 20. yüzyılın ilk iki yılında genelde İrlandalı ve Amerikan eğitmenlerin oluşturduğu Athletic Club tarafından eğitilen dünya standartları üzerinde olan sporcuların antrenman tesisleri olarak kullandıkları yer olarak tarihe geçiyordu. Sporcular bu çalışmanın ürünü olarak 1904 Saint Louis Yaz Olimpiyat Oyunları’nda ABD Olimpiyat Takımı adına atletizm dalında 50’den fazla madalya kazanmayı başarıyordu. Ayrıca 1900’lü yılların başında Celtic Park binlerce İrlandalı göçmene ev sahipliği yapmıştı. Parkhead bölgesine konuşlanan bir avuç İrlandalı kendi ülkelerinde Belfast şehrinde aynı isimli bir stat inşa etmekten de geri kalmamışlardır.(Belfast Celtic takımına ait Celtic Park Stadı. Yapım Yılı: 1901 Yıkım Yılı: 1980)

Altı aydan az bir sürede inşa edilen stadyumun yapımına, gönüllü işçilerin katılımıyla zamanın yüksek standartlara uyan bir stadyum yapılmıştı. Stadyumun üç tarafı da teras ile kaplanıyordu ve hakem odası, ofis, soyunma odaları ve yıkanma ve tuvalet tesisleri bulunan modern bir görünüm kazanıyordu. Beklenen an 13 Ağustos 1892 yılında gerçekleşti. Celtic-Renton takımları arasında oynanan ve ev sahibi takımın 4-3’lük zaferi ile sonuçlanan maç ile açılışını yaptı. Stadyum, başlangıçta oval şekilli bisiklet parkuru, Janefield Caddesi tarafına bakan ahşap bir tribünden oluşuyordu. Altı yıl sonra yani 1898 yılında stadın diğer kısımlarına yeni büyük tribünler inşa edilmiştir. Çift katlı görünümünü günümüze kadar koruyan Celtic Park, o zamanlar 50.000’den fazla kişiye ev sahipliği yapmıştır. 1904 yılında Janefield Caddesi’ne bakan ahşap tribün talihsiz bir kaza sonucunda yandığı için yerine “Hayshed” adı verilen kapalı tribün yapılmıştır.

Celtic Park kayıtlara geçen ilk rekor gişe hâsılatını 1894 yılında İngiliz İşçileri Şampiyonası’nda İskoçya-İngiltere arasında oynanan maçta elde etmiştir. Bu maça 45.107 kişilik bir katılım sağlanmıştır. 1927 yılında tribünlerin bir kısmı çıkan yangında kül olmuştur ve dönemin mimarları olan Duncan ve Kerr isimli şahıslar tarafından tasarlanmış tek katmanlı kapalı tribün tasarlanmıştır. 35.000 pounda mal olan ve 4.800 koltuklu yeni tribün Ibrox Stadı’nın kapalı tribününe göre daha küçük ama daha gösterişli bir yapı haline gelmişti. Celtic Park’ta rekor katılım 1938 yılının başında Rangers ile oynanan Old Firm derbisinde sağlanmıştır. 83.500 kişinin izlediği maç rekor anlamına geliyordu.

1957 ve 1971 yılları arasında Jock Stein yönetimi altında elde edilen sportif başarılardan dolayı önemli iyileştirmeler yapılmıştır. 1959 yılında projektörler batı tribün olarak adlandırılan “Kelt End” tribün üzerine inşa edilerek 12 Ekim tarihinde “Kurtlar” lakaplı Wolves takımına karşı gece maçlarının ilk denemesi yapılmıştır. Ayrıca 1966 yılında stadın kuzey tarafında konuşlanan günümüzde fanatik Celtic taraftarlarının yer aldığı “Jungle” tribünü de ilave edilmiştir.

1971 yılında Ibrox Stadı’nda yaşanan felaketlerden sonra Celtic Park’ın kapasitesinin düşürülmesi gerektiği konuşuluyordu. Ancak yönetim bu fikre sıcak bakmayıp güvenlik gerekçelerini sağladığı takdirde kapasiteyi arttırabilme umudunu yüksek tutuyorlardı. 1975 yılında alınan bir karar gereği, stadın kapasitesi 60 bin kişi üzerine çıkartılıyordu.

1990’lı yılların başında Celtic kulübünün yaşadığı mali kriz camianın belini büküyordu. Hatta 1993 İskoçya Kupası final maçı Glasgow Rangers ve Aberdeen arasında Celtic Park’ta oynanacak olması Celtic taraftarlarını çileden çıkarıyordu. Bunun anlamı ezeli rakiplerinin efsane tribünleri “Jungle” da takımlarını destekleyecek olmalarıydı. Bunun üzerine finalden birkaç gün önce taraftar baskısı yüzünden Manchester United ile hazırlık maçı bile ayarlanmıştı. Amaç Celtic taraftarının üst düzey bir maçta, oynayacakları mücadele hazırlık maksatlı olsa bile yapacakları görsel şov ile kupa finalinde ezeli rakiplerin kendi mabetlerinde yapacakları gösteriyi gölgede bıraktırmaktı. Bunu da kısmen başarmışlardır.

1993-94 sezonunda kulüp finansman bularak Celtic Park’ı yeniden yapılandırma ve iyileştirme çalışmalarına başlar. Hatta fanatik taraftarların istila ettiği “Jungle” tribünü de taraftarların beğenecekleri tarzda yeniden düzenlediler. Sırf bu yüzden Celtic kulübü o sezon maçlarını Hampden Park’ta oynamıştır. Üç aşamalı olarak düzenlenen Hutter Jennings Titchmarsh tarafından tasarlanmış ve Miller İnşaat tarafından yapılandırılmıştır. 60.355 kişilik kapasite ile son şeklini alan Celtic Park 5 Ağustos 1995 yılında Newcastle United ile oynanan dostluk maçı ile sevdiklerinin huzuruna çıkmış oldu.

UEFA’nın beş yıldızlı statlarından biri olan Celtic Park, 20 kez İskoçya Milli Takımı’na ev sahipliği yapmıştır. Bu istatistik İskoçya’nın resmi stadı Hampden Park dışında en fazla maç oynadığı stadyum olmuştur. Celtic Park, Kim (1976), Bryan Adams (1992), Prince (1992) ve U2 (1993) gibi ünlü isim ve gruplar tarafından konser maksadıyla kullanılmıştır. Celtic Park Arsenal’in ev sahipliği yaptığı Emirates Stadı ile beraber Wembley, Millennium, Twickenham, Old Trafford ve Murrayfield’dan sonra Ada’nın en büyük altıncı stadı konumundadır.

Celtic Park’ın imarı ile ilgili dönemin bir gazetecisi tarafından ‘mezarlıktan cennete taşınmak’ olarak özetlenmişti. Zaten taraftarlar arasında bu güzel mabede müthiş bir sahiplenme duygusu olduğundan; bir asrı aşkın süredir sevenleri tarafından cennet olarak anılıyor. Tabii söylemeye gerek yok; ambiyansı özellikle ezeli rakipleri Glasgow Rangers maçlarında cehenneme çalıyor. Fakat Katoliklerin ezeli rakiplerinin mali gerekçelerle alt liglere yollandığı hatırlanınca sanki o tribünlere ayrı bir hüzün çöküyor…

Celtic Park 1 Celtic Park 3 Celtic Park 7 Celtic Park 6 Celtic Park 10

Donbass Arena

Kullanan Takım: Shakhtar Donetsk

Yapım Yılı: 29 Ağustos 2009

Kapasite: 52.187

Boyutlar: 105 x 68

Donbass Arena şehir merkezinde Comsomol Park’ın içerisinde bulunan günümüzde UEFA’nın elit standartlarına uygun inşa edilmiş ve bu özelliğiyle Doğu Avrupa’da yapılan ilk stadyumdur. Yapımına 2006 yılında başlanan stadyumun tasarımını Old Trafford, Allianz Arena ve Pekin Olimpiyat Stadı’nı da tasarlamış olan İngiliz şirketi üstlenmiştir. Ayrıca stadyumun inşaatı Türk şirketler grubu ENKA tarafından 1160 günde tamamlandı. 2009 yılında tarihinin ilk Avrupa Kupası şampiyonluğuna Mircea Lucescu önderliğinde uzanan Shakhtar Donetsk kulübünün başkanı Rinat Akhmetov kendi mal varlığı ile yaptırmış olduğu bu stadyumu aynı sene kulübe tahsis etmiştir. Stadyumun mülkiyeti tamamen başkana ait olduğu için Ukrayna Hükümeti futbol dışında hiçbir spora bu alanı kullanamamaktadır. Aslında fakirlikten sürünen Donetsk şehrinin tam ortasında 400 milyon avroluk maliyetiyle yapılan bu stadyum tamamen başkan Akhmetov’un eseriydi. Donbass Arena 29 Ağustos 2009 tarihinde açıldı. 3 yıl süren stadyumun açılışı için yaklaşık 15 gün hazırlık yapılmıştır. Aynı zamanda Ukrayna’da madenciler günü olarak kabul edilen 29 Ağustos’ta Amerikalı şarkıcı Beyonce Knowles’in de katılımıyla görkemli bir tören düzenlenmiştir.

Stadyumun çatısı yükselen tavan etkisi yarattığından uçan bir daireye benzetilmektedir. Stadyum oval şeklinde olup dış cephesi tamamen camdan oluşmaktadır. Stat; kuzeyden güneye doğru uzanan peyzaj sistemiyle sahanın zeminine doğal aydınlatma ve havalandırma katkısı yaptığı gibi dış cepheden stadın rengârenk bir biçimde parlamasını sağlamaktadır.

Stadyumun toplam alanı 24 bin metrekare üzerine kurulmuş olup toplam kapasitesi 52.187 kişidir. Bu koltukların üç bin tanesi VIP, 200 tanesi de engelli izleyicilere ayrılmıştır. Engelli izleyicilere ayrılan tüm koltuklar ısıtıcı özellikte olup, bu koltukların tümü Avustralya’dan getirilmiştir. Stadyumun her yerinde İngilizce yönlendirici tabelalar bulunmaktadır. Stadyumun çimleri 27 adet kamyon ile Slovakya’dan getirilmiştir ve sahanın zemini kaymayan özel bir maddeden yapılmıştır. Ayrıca çimlerde metan gazına karşı da muhafaza mevcut. Oyuncu tüneli tasarımı; Shakhtar takımının oyuncuları için motive edici nitelikte olup, rakip takımlar için psikolojik baskı yaratacak şekilde Shakhtar’ın galibiyet ve şampiyonluk fotoğraflarıyla doludur. Tribünlerin her koltuğunda sahaya %100 görüş açısı hâkimdir. Stadyum da 180 kişilik konferans salonu (saati 100 avroya kiralanıyor), otoparktan konferans salonlarına kadar her yerde WIFI bağlantısı bile mevcut. Donbass Arena da; üç restoran, cafebar, fast-food, fitness merkezi ve ilk yardım odaları yer almaktadır. Ayrıca stadyumda 223 tane tuvalet vardır. Soyunma odaları alanında tüm dinlere uygun meditasyon odası da futbolcular için yapılmıştır. Stadyum da “-12” dereceye kadar maç yapılabiliyor. 38 kilometrelik sıcak su boruları ile de ısıtma sağlanıyor. Donbass Arena’da oynanılan ilk futbol maçı 27 Eylül 2009 tarihinde ev sahibi Shakhtar Donetsk (4 – 0) FC Obolon Kiev arasında oynanmıştır. Kulüp yetkilileri stadın giriş kapılarına, eski efsane oyuncularından kaptanları Vitaliy Starukhin ve yeni efsane kaptanları Darijo Srna’nın devasa portrelerini koymuşlardır.

Donbass Arena EURO 2012 Avrupa Şampiyonası maçlarının büyük bir bölümüne ev sahipliği yaparak şehrin büyük bir bölümünü stadyuma çekmeyi başarmıştır. Şampiyona boyunca üç grup maçı, bir çeyrek final ve bir de yarı final müsabakasına ev sahipliği yapmıştır. D Grubu’nda ev sahibi Ukrayna’nın da mücadele ettiği ve turnuvaya çok iyi başlayan sarı-mavililerin akıbeti bu güzel arena da tersine dönmüştür. D Grubu’nda oynanılan maçların sonuçları şöyle:

(Fransa 1 – 1 İngiltere,   Fransa 2 – 0 Ukrayna,   İngiltere 1 – 0 Ukrayna)

Çeyrek finalde ise; favori İspanya ile bu stat da grup maçlarında oynadığı iki mücadeleyi de kaybetmeyen Fransa karşılaştı. Baştan sona kadar üstün oynayan Boğalar Xabi Alonso’nun attığı gollerle finale yükselmeyi başarıyordu. Yarı finale yükselen İspanya aynı stadyum da, 48 bin kişinin izlediği müsabaka da Portekiz’i dönemin en iyi kalecisi Iker Casillas’ın penaltılarda gösterdiği üstün performansla final vizesini almayı başardı (2 – 4 Pen.)…

Madenci şehir Donetsk’in dört bir yanı Rusça “terikon” dedikleri maden atıklarının oluşturduğu dağlar ile çevrilidir. Dolayısıyla stadın kale arkası tribününe çizilmiş siyah tepeler bu “terikon”ları anımsatmaktadır.

Donbass Arena inşaatından sonra 2009-10 yılları arasında mimarlık ve inşaat sektöründe de uluslar arası birçok ödüle layık görülmüştür. Böylece stadyum; Donetsk Tasarım ve İnşaat Kulübü tarafından 2009 En İyi Uluslararası Mobotix Projesi ödülüne ve 2009 Ukrayna En İyi İnşaat ödülüne layık görülmüştür. Ayrıca Donbass Arena açılış törenleriyle Stadium Business Awards tarafından 2009 Yılın Olayı ödülünü kazanmıştır.

UEFA’nın beş yıldızlı statları arasında yer alan Donbass Arena ilerleyen yıllarda UEFA Şampiyonlar Ligi finali veya UEFA Avrupa Ligi finaline ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır.

Donbass Arena 10Donbass Arena 4Donbass Arena 5Donbass Arena 8

Donbass Arena 6

Şili Ulusal Stadyumu

Kullanan Takımlar: CF Universidad de Chile & Şili Milli Takımı

Yapım Yılı: 3 Aralık 1938

Kapasite: 47.000

Boyutlar: 105 x 68

Estadio Nacional de Chile, Şili’nin başkenti Santiago’nun Ñuñoa semtinde bulunan bir stadyumdur. İçerisinde futbol, tenis gibi birkaç saha ve bir velodromun bulunduğu kapsamlı bir spor tesisi olan Estadio Nacional de Chile, 64 hektarlık bir alanı kapsar. Ana stadyum 76.500 seyirci kapasitelidir ve 1937-38 yıllarında, Berlin Olimpiyat Stadı örnek alınarak inşa edilmiştir. Stadın açılış maçı Şili’nin Colo-Colo takımıyla Brezilya’nın São Cristóvão takımları arasında oynandı. Maçı Colo-Colo 6-3 kazandı. Stat, 1962 yılında ki Dünya Kupası finaline ev sahipliği yapmıştır. 1958 yılında da Indoor Stadium’un hazır olmaması nedeniyle basketbol şampiyonasına da ev sahipliği yaptı. 1960 yılında, 1962 Dünya Kupası maçları için hükümet tarafından genişletilmesine karar verildi. Yapılan çalışmalar genel olarak stadyumda ki velodromun kaldırılıp yerine tribün yapılmasıydı. Böylelikle 95.000 kapasiteye ulaşıldı.

1962 Dünya Kupası’nda İtalya ile Şili arasında ki “Santiago Meydan Muharebesi” olarak anılan karşılaşmayla beraber İtalya-Batı Almanya ile Şili-İsviçre arasında ki grup maçları, play-off, çeyrek final, yarı final ve final maçlarına ev sahipliği yaptı. Brezilya’nın ikinci kez dünya şampiyonu olmasına şahitlik etti. Şili Milli Takımı da kupa da tarihi boyunca en büyük başarısını yine bu statta elde etti. Yugoslavya’yı 1-0 mağlup ederek kupayı 3’üncü tamamladı.

5 Temmuz 2008 tarihinde, stadyuma hayatını kaybeden gazeteci Estadio Nacional Julio Martínez Prádanos adı verildi.

Stadyumlar ya da daha sık kullanılan şekliyle statlar izleyiciyi, taraftarı futbolla bütünleştiren futbolun büyülü atmosferini kalabalıklara yansıtan yerlerdir. Futbolun kitlelerle buluşmasını sağlar statlar. İnsan nefesi değdiğinden beri bir ruhu vardır statların. Karşılıklı tutulan ayna gibi statlardan taraftara-futbolcuya, futbolun insan unsurundan statlara yansıyan derin, coşkulu, insanı çepeçevre saran bir ruh…

Sporun birçok dalının sergilendiği, insanla buluştuğu yüzlerce stadyum vardır. Bu stadyumlardan birinin tarihe mal olmuş hikayesini paylaşalım. Dünya genelinde stadyumlara bakıldığında genel olarak spora emek vermiş kişiler, sporun efsaneleşmiş isimleri, devlet adamları, politikacılar, yönetim kademesindekiler, şehir ya da bölge isimleri ya da tarihi günler isim olarak seçilmiştir. Anlatacağımız stadyum ise ilk kurulduğunda genelin içinde yer alsa da sonrasında aldığı özel isimle bunların dışında çıkmış sayılı stadyumlardan biridir.

“Latin Amerika’nın hançeri; Şili” Eduardo Galeano

Şili’nin başkenti Santiago’da yer aldığı için Santiago Stadı da denilen Şili Ulusal Stadyumu (Estadio Chile – Estadio Nacional de Chile) Şili’nin iki büyük stadyumundan biridir. Ana stadyum 76.500 seyirci kapasitelidir ve 1937-38 yıllarında, Berlin Olimpiyat Stadı örnek alınarak inşa edilmiştir. Stat, 1962 yılındaki Dünya Kupası finaline ev sahipliği yapmıştır. Bugün CF Universidad de Chile futbol takımı maçlarını bu stadyumda oynar. Diğer stadyumlardan farklı bir hikayesi vardır Şili Stadyumu’nun. Şili’nin kanlı tarihinin izlerini taşır. Onur ve onursuzluk, baskı ve inanç, kan ve umut, ölüm ve ölümsüzlük bir arada yaşanmıştır bu statta. Stadyumun ruhunu anlamak için tarihin o günlere gitmemiz gerekir.

Şili, 1970’li yıllarda Latin Amerika’nın en yoksul ülkelerinden biridir. Zaten ülkenin kaynaklarını da bir avuç zengin ve ABD’li firmalar tüketiyordur. 1970 yılı Şili için bir dönüm tarihidir. Unidad Popular (Halk Birliği) cephesinin sosyalist lideri Salvador Allende seçimleri kazanmış, emek ve ulusal bağımsızlıktan yana radikal bir programı uygulamaya koymuştur. Ancak ABD’nin gizli desteğiyle 11 Eylül 1973 tarihinde Augusto Pinochet, kendisini Genel Kurmay Başkanı yapan Devlet Başkanı Salvador Allende’yi bir darbeyle devirerek iktidara gelir. Allende darbeye direnir ve elinde Fidel Castro’nun armağan ettiği makineli tüfeğiyle çatışarak ölür. Başkanlık Sarayı’nın düşmesinden sonra Şili sokaklarında bir sürek avı başlar. Allende’nin sosyalist yönetimine gönül vermiş insanlar bir bir toplanırlar. Bilim adamları, sanatçılar, üniversitelerden öğrenciler toplanır. Geniş çaplı gözaltılar, tutuklamalar başlatılır. Toplananların sayısı o kadar fazladır ki, karakollar, hapishaneler hepsini almaya yetmez. Bunun üzerine stadyumlar, konferans salonları ve okullar gibi resmi binalar toplama kampına dönüştürülür.

1973 Darbesi’nde üç aydan uzun süre siyasi tutuklular için toplama kampı olarak kullanılacak olan Şili Ulusal Stadyumu da bunlardan biridir. Estadio Chile’de 40.000’den fazla tutuklu bir araya getirilmiştir. Pinochet en büyük katliamını burada gerçekleştirmiştir. Sokaklardan, evlerden, üniversitelerden toplanan binlerce kişi daha önce sadece maç izlemek için gittikleri stadyuma sıkıyönetim askerlerince zorla getirilirler. Ana stadyum erkek tutuklular için kullanılırken, yüzme havuzu bölümüne kadın tutuklular alınır. Soyunma odaları, tuvaletler ve velodrom sorgulama ve işkenceler için kullanılır.

Darbenin ertesi günü, 12 Eylül 1973’de, işkence edilmek için Şili Stadyumu’na zorla getirilen binlerce devrimci insandan biri de öğretmen, tiyatro yönetmeni, şair, şarkıcı, şarkı yazarı olarak çok yönlü sanatsal ve entelektüel mücadelesini, üyesi olduğu Şili Komünist Partisi’ndeki siyasal mücadelesiyle tamamlayan Victor Jara’dır.

Victor Jara Kimdir?

Victor Jara (hara okunur), Şili Kızılderililerinden devrimci bir müzisyendir. 28 Eylül 1938’de Santiago’da doğmuştur. Babası çiftçi, annesi ise Şilili bir halk şarkıcısıdır. 13 yaşındayken annesinin ölümünden sonra yoksul bir ailenin yanında yaşamını sürdürmeye başlar. 1960’lı yıllarda tiyatro eğitimi almak için üniversiteye girer. Şarkılar, şiirler yazar; tiyatro oyunları yönetir, öğrenciler yetiştirir. 1969’da tiyatroyu tamamen bırakıp kendini halk müziğine verir Jara. Şili’nin halk müziğini araştırır ve bu müziği çağdaş normlara taşır. O Şili’nin “yeni şarkı” hareketinin atasıdır. “Yeni şarkı” hareketi kısa sürede Şili’deki toplumsal hareketin kültürel ifadesi olur ve Unidad Popular’ın müziği haline gelir. 1970 yılına gelindiğinde, Victor Jara’nın da içinde bulunduğu yeni Şili şarkısı siyasal olarak açıkça safını belirler ve Allende’yi destekler. Victor Jara, diğer şarkıcılarla birlikte Salvador Allende ve sol partilerin birleştiği bir hareket olan Unidad Popular yararına birçok konser verir. 11 Eylül 1973’de Augusto Pinochet’nin gerçekleştirdiği darbe sırasında, Victor Jara Teknik Üniversite’den gözaltına alınır ve birçok yoldaşı gibi Şili Ulusal Stadyumu’na götürülür.

Yanından hiç ayırmadığı gitarıyla birlikte getirirler stadyuma Jara’yı. Sokaklardan, evlerden, işyerlerinden, üniversitelerden toplanan insanlar daha önceleri mitingler, konserler ve futbol maçları için geldikleri stadyumda bu kez zorla doldurulurlar sahaya. Zorla, ite kaka, elleri-gözleri bağlanarak… Tedirgin olmakla beraber daha çok öfkelidirler. Geçen her dakika bir kurşun sesi ile beraber bir Şilili çimlere kapanmakta, her dakika yürekler saat gibi atmakta, uğultu artmaktadır. Stadyumda sorumlu olarak Pinochet’in sağ kolu olan Albay Mario Manriquez Bravo bulunmaktadır.

O sırada stadyumun sessizliğini yırtan bir ses duyulur… Yumuşak, kadife gibi ama bütün stadyumu dolduran bu ses “Venceremos” yani “Kazanacağız” diye haykırmaktadır. Victor Jara, Sergio Ortega’nın o meşhur şarkısını söylemeye başlar. Ardından dalga dalga stadyumda toplanmış 5000 kişi hep bir ağızdan şarkıya eşlik eder; “Biz kazanacağız!” Victor Jara, stadyum da sessizliği yırtan bir fırtınanın kendisi olmuştur. Gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen 5 bin kişinin sesi yankılanır statta:

“Venceremos!
 Kıralım zincirlerimizi! Venceremos! Zulme ve yoksulluğa paydos!”

Statta yankılanan bu ses hemen karşılığını bulur. Askerler, Victor Jara’nın etrafını sarar. Victor Jara şarkısına devam eder. Sesi 400 bin kişi ile birleşmiş, tam o sıralarda İtalya’dadır. Venceremos’un bestecisi olan Inti Illimani grubu İtalya’da 400.000 kişiye konser vermektedir. Unidad Popular hükümetinin müzik alanındaki temsilcisi Inti Illimani yürekten bağlı olduğu Şili halkı için var gücüyle “El pueblo unido jamas sera vencido” (Birleşmiş halk asla yenilmeyecek!) diye haykırır… Ve gözyaşları içinde Allende için besteledikleri Venceremos’u söylerler 400 bin kişiyle beraber…

Jara da susmaz, şarkısını söyler… Albay Mario Manriquez Bravo ve faşist subaylar hazmedemez bunu ve önce gitarını parçalarlar Jara’nın. Sonra bir daha gitar çalamaması için parmaklarını kırarlar. Yılmaz Jara. Islıkla söylemeye devam eder. Dilini keserler. Yetmez. Faşistlerin tam ortasında özgürlük şarkıları söyleme cesareti gösteren ve son nefesine kadar da söylemeyi sürdüren Jara’nın bir dipçikle kafasını parçalarlar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne asarlar. Bu da yetmez, kurşuna dizerler.

Binlerin tanıklığı önünde Ulusal Stadyum’da katledilen Victor Jara’nın, Şili’nin inanmış çocuğunun, kolsuz ve dilsiz cesedi dört gün sonra 16 Eylül 1973’te, Santiago’nun kenar mahallelerinin birinde, bir çöp tenekesinin dibinde bulunur. Makineli tüfekle taranmış vücudundan 44 kurşun çıkar. 44 kurşunun hiçbirisi kocaman yüreğini yenememiştir Jara’nın. Jara gibi katledilen yüzlerce insan ise uçaklardan atılarak şehre yağdırılır. Stadyum katliamı tarihin en korkunç katliamlarından biri olarak kayıtlara geçer.

Eduardo Galeano, Şili için “Latin Amerika’nın hançeri” der. O hançerden hala kan sızmaktadır. 17 yıllık diktatörlüğüne başladığı sabah Jara’yı katleden diktatör Pinochet, Şili toplumunun bağrındaki hançerin adı olarak da bilinir. Darbede Allende ile birlikte 35.000’i aşkın kişinin öldürüldüğü söylenmektedir.

Pinochet darbesi öncesinde, .Allende’nin zaferini bütün dünyaya duyurmak için Avrupa turnesine çıkan Unidad Popular’ın desteklediği Şilili müzik gurubu “Inti-Illimani” darbe haberini, İtalya konseri öncesi alır ve İtalya’da 400 bin kişiye Victor Jara’ların, Şili’nin direnen sesini taşır. Turne sonrası, Pinochet faşizminden dolayı grup 14 yıl boyunca Şili’ye dönemez.  Ülkelerine ancak 18 Eylül 1988’de; yanlarına Sting, Bruce Springsteen, Tracy Chapman, Peter Gabriel gibi dünya müziğinin lider seslerini alarak dönebilir. Şili’ye girişleri neredeyse bütün ülkenin katıldığı bir mitinge dönüşür. Hepsinin ağzında aynı şarkı: Venceremos!

Inti-Illimani grubunun bir arzusu vardır. Jara’nın ve yaklaşık 5000 kişinin öldürüldüğü Şili Stadyumu’nda, Jara ve darbede öldürülen 35.000 kişinin anısına bir konser vermek… Bu arzularını gerçekleştirirler ve konseri Jara’nın bir şiiriyle başlatırlar:

Ne şarkı söylemek, ne de sesimiz güzel olduğu için… Hayır, (elimizdeki) gitarın ruhu ve aklı olduğu için şarkı söylüyoruz…”

Jara’nın zaferi müjdeleyen sesiyle, Ulusal Stadyum mezbahası direnişin, özgürlük mücadelesinin ve inancın simgesi olur… Zaten ünlü folk şarkıcısı Pete Seeger da şöyle demiyor muydu: “Şarkılarını söylediğimiz sürece, cesareti içimizde onunkinden daha büyük bir cesaret uyandırdıkça Victor Jara hiç ölmeyecek!”

Victor Jara bedenen öldü ama şarkısı ölmedi. Venceremos şarkısı hala yankılanmaktadır Şili Stadyumu’nda ve tüm dünyada…

Faşist Pinochet’nin “stadyum katliamı”ndan kısa bir süre sonra, 21 Kasım 1973 tarihinde, Şili Ulusal Stadyumu’nda tarihin en ilginç maçlarından biri yapılacaktır. Şilili darbeciler, stadyumu kanlardan temizleyeli henüz iki hafta olmuştur. Kanla sulanmış “stadyum” bir kez daha onura ve onursuzluğa birlikte tanıklık edecektir. 1974 yılında Dünya Şampiyonası elemelerinde Şili ulusal futbol takımı Sovyetler Birliği ile karşılaşacaktır. İlk maçın golsüz sona ermesi üzerine hangi ülkenin milli takımının finale kalacağının belirlenmesi 21 Kasım’da gerçekleşecek rövanş maçına kalır. Rövanş maçı Şili’de yapılacaktır. Şili’de 11 Eylül’de gerçekleştirdikleri kanlı darbenin ardından iktidar koltuğuna oturmuş askerlerin de dayatmasıyla Şili Futbol Federasyonu, rövanş maçının Ulusal Stadyum’da oynanması için FIFA’ya başvuruda bulunur. FIFA başvuruyu kabul eder ve böylece daha kan lekelerinden yeni temizlenen Ulusal Stadyum kullanıma açılır. Binlerce insanın öldürüldüğü stadyum. Annelerin, çocukların can verdiği stadyum. Devrimcilerin kanının döküldüğü stadyum. Victor Jara’nın ölümsüz sesinin kanla boğulmaya çalışıldığı stadyum. O stadyumda bunların hiçbiri yaşanmamış gibi, sahada top koşturulacaktır.

Sovyetler Birliği, binlerce yurtseverin işkence gördüğü Santiago Stadyumu’nda herhangi bir spor karşılaşmasına katılmayacağını bildirir ve FIFA’dan müsabakanın tarafsız bir sahaya alınmasını talep eder. 27 Ekim tarihinde Sovyet Futbol Federasyonu FIFA’ya şu telgrafı çeker:

“Şili’de faşist bir ayaklanma sonucunda yasal hükümetin devrilmiş olduğu ve ülkede kanlı bir terör ve baskı rejiminin hüküm sürdüğü herkesçe bilinmektedir. Santiago Stadyumu futbol müsabakası oynanabilecek bir mekân olmaktan çıkarılmış, Şilili yurtseverlerin işkence gördüğü bir toplama kampına dönüştürülmüştür. Sovyet sporcuları Şilili yurtseverlerin kanıyla bezenen bir stadyumda spor karşılaşmasına çıkmayı reddeder.”

Bu girişim üzerine FIFA Estadio Nacional’i incelemek üzere Şili’ye bir heyet gönderir. FIFA heyeti incelemeleri sonucunda stadyumun çimlerinin futbol oynamaya elverişli; sahanın ölçülerinin teknik standartlara uygun ve seyircilerin tribünlerinin düzenli ve temiz” olduğuna dair bir rapor verir ve Santiago Stadyumu’nda“politik tutukluya rastlanmadığını, sadece hüviyetleri tespit edilememiş olan bazı şahısların alıkonulduğunu belirtir.

Sovyet takımı bu şartlar altında Şili’ye gitmez. Şili takımı sahaya tek başına çıkar. Tribünlerde ise yaklaşık 15 bin asker ve darbeci rejimin davetlileri yerlerini alır. Avusturyalı hakem Erich Linnemayr’ın düdüğüyle maç, saatinde başlatılır. Şilili oyuncular, paslaşarak rakip takım kalesine doğru ilerler ve boş kaleye gol atan takım kaptanı Francisco Valdes Şili’yi 1-0 öne geçirir. Dönemin kuralları gereğince, karşı takımın santra yapmaması üzerine maç sona erdirilir ve maç skoru 2-0 olarak kayda geçirilir. Şili böylece 1974 Dünya Kupası’na katılır. Protestolar arasında oynanan grup maçlarında ev sahibi Batı Almanya’ya yenilir; Doğu Almanya ve Avustralya’yla beraber kalarak kupadan elenir.

Dünyanın en onursuz gollerinden biri olarak tarihe geçecek bu golü Şili, Sovyetler’e değil, kendi kalesine atmıştır aslında. O sahanın çimlerine dökülen kendi evlatlarının kanıdır çünkü. Üzerinden yıllar da geçse stadyumdan yükselen çığlıkların sesi gol sevincini bastırır çünkü.

Ve O stadyumda hiç kaybolmayacak bir ses yankılanmaktadır hala. Victor Jara’nın ve ona eşlik eden 5 bin kişi hala haykırmaktadır: Venceremos!

Ve Victor Jara’nın ölümsüz sesinin yankılandığı Şili Ulusal Stadyumu’na, Eylül 2003’te,  öldürülmesinin 30. yıldönümünde, Estadio Víctor Jara (Victor Jara Stadyumu) ismi verilir.

“Victor Jara Stadyumu Santiago’dadır. Şili’nin başkentinde. Bir futbolcu değildir Victor Jara. Sporcu da değildir. Anlı, şanlı bir politikacı hiç değildir… Victor Jara bir sanatçıdır. Bir müzisyendir, Şili halk ezgileri söyleyen. Bir şarkıcıdır gitarına sevgiyle eğilen…”

Stadyumların ruhu vardır dedik. Bazıları devrimci bir ruhu taşır içinde, özgürlük ruhunu taşır. Direnişin ve zaferin ruhunu taşır. Bir gün belki de onlarca, yüzlerce stadyumdan duyacağız özgürlük şarkılarını. Bu yüzden unutmayalım Victor Jara’yı.. “Gitarım zenginler için değil, yoksullar içindir.” diyen bu güzel adam için, Venceremos diye haykıralım… Çünkü unutursak, onlar kazanacak. Çünkü unutursak kendi kanlarımız üzerinde top oynayan başka nesiller doğacak. Çünkü unutursak, kanımız hep yerde kalacak.

Bir gün takımınızın futbolunu izlemek için, kazanmaya sonsuz inanan yüreğinizle stadyuma gittiğinizde Venceremos diye haykırabilme cesaretini gösterebilirseniz, üzerinde “Hasta La Victoria / Zafere Kadar” yazan mezarından size eşlik edecektir Victor Jara…

Şili Ulusal Stadyumu 1 Şili Ulusal Stadyumu 2 Şili Ulusal Stadyumu 6 Şili Ulusal Stadyumu 5

De Kuip

Kullanan Takım: Feyenoord (Hollanda)

Yapım Tarihi: 23 Temmuz 1937

Kapasite:  51.577

Boyutları: 105 x 68

Resmi adı “Stadion Feijenoord” olan De Kuip inşası 1935 yılında başlanmış olup, yapımı 1937 yılında tamamlanarak futbolseverlerin hizmetine sunulmuştur.

O dönemler birçok araştırma yapan Rotterdam Şehir Meclisi adına iki mimar Avrupa’da birçok stadı araştırmak için birkaç kez seyahatler de bulunmuşlardır. Yaptıkları gezinin sonucunda Arsenal’in ünlü stadı Highbury’den fazlasıyla etkilenerek günümüzdeki De Kuip’in temellerini atmışlardır.

De Kuip’in adı Felemenkçe küvet veya kase anlamına gelmektedir. Stat 10 ayda tamamlanmasına karşın dönemin Hollanda Hükümeti stat çevresinin altyapı düzenlemelerini yetersiz bularak burada oynanması planlanan ilk maçı ertelemiş oldu. Yapılan çalışmalardan sonra nihayet ilk maç Feyenoord ile Belçika temsilcisi Beerschot arasında oynanmış ve mücadele 5-2 Feyenoord üstünlüğü ile sona ermişti. Uluslar arası arenada oynanan ilk maç da Hollanda-Belçika milli takımları arasında oynanmıştır.

Stat tarihi olunca özellikle 2. Dünya Savaşı’nda yaşanmış birçok gerçek öyküyü de özünde barındırmayı başarmıştır.

1925 yılında, Hollanda’nın doğusundaki Winterswijk kasabasında Herman Menco adında bir çocuk dünyaya gelir. Winterswijk Almanya’ya 15 dakika uzaklıkta, bugünkü nüfusu 29.000 olan bir kent. Ailesiyle beraber bu kentten Rotterdam’a yerleşirler yıllar geçtikçe. Rotterdam o yıllarda zor günler yaşamaktadır. 2. Dünya Savaşı başlamıştır ve Almanlar Avrupa üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için harekete geçmişlerdir. 1940’lı yılların başında Rotterdam bombalanır. Kent yerle bir olur (bugün tüm Hollanda’nın klasik mimariye sahip olmasına rağmen Rotterdam’ın çağdaş mimari eseri binalarının sebebi savaş sonrası yerle bir olmuş şehrin tekrar inşa edilmesindendir). Almanlar Kuzeybatı Avrupa’dan toplam 1,5 milyon Yahudi’yi toplama kamplarına götürürler. O sırada Rotterdam da yaşayan Menco ve ailesi de bir Yahudi’dir. Ailesi Almanlarca yakalanır ve esir kampına gönderilir. Menco ise Rotterdam sokaklarında Almanlarla köşe kapmaca oynar.

1929-30 yıllarında Hollanda Milli Takımı ile 3 maça çıkmış, Rotterdam yakınlarındaki Schiedam kentinin takımı Hermes DVS takımında futbol oynayan Sjaak de Bruin’in terk edilmiş evine sığınır. Ev De Kuip Stadyumu’nun yanıbaşındadır. Evden dışarı çıkamaz, zira sokaklar Alman askerleriyle doludur. Piyanist filmindeki Wladyslaw Szpilman misali Menco evde aylarını geçirir. Feyenoord 1937-43 arasında 4 lig şampiyonluğu elde eder. 2 haftada bir maçlarını evinde oynayan Feyenoord’un De Kuip’taki mücadeleleri aynı zamanda Menco’nun evden dışarı çıkıp halkın arasına karıştığı tek anlardır. Menco’nun gidecek tek bir yeri vardır. Kalabalık arasında farkedilmeyeceği tribünler. Saçlarını sarıya boyayıp halkın arasına karışır. Böylece mecburiyetten dolayı Feyenoord’un tüm maçlarını, skorbordun hemen arkasındaki binadan takip eder. Ölüm korkusu ve hayatta kalma savaşı, bir Yahudi’yi esaslı bir Feyenoord taraftarı yapmıştır. 1943’te kulübün şampiyonluğuna canlı olarak şahit olur.

1994’te başlayan restorasyon çalışması ile stadın pek çok yeri elden geçirilerek; Avrupa’nın en iyi stadlarından birisi durumuna getirildi. Restorasyonlarda; zemin, tribünler, tel örgüler toptan elden geçirildi. Çıkışlar ve merdivenler tümüyle yenilendi. Zemin altına ısıtma sistemi yerleştirildi. Tüm koltuklar, sahanın en iyi görüntüsünü alabilecek şekilde düzenlendi. Bütün stadyumun 6-8 dakikada boşaltılması da yeni tasarımla mümkün kılındı. Ünlü De Kuip stadında tam sekiz kez UEFA müsabakaları ile EURO 2000 final maçı oynandı.

De Kuip 1 De Kuip 3 De Kuip 4 De Kuip 5

Azteca

Kullanan Takımlar: Club America & Meksika Milli Takımı

Yapım Tarihi: 29 Mayıs 1966

Kapasite:  105.000

Boyutları: 105 x 68

Dünya Futbol tarihinin önemli anlarına ev sahipliği yapan tarihi stad Estadio Azteca, Mexico City’nin merkezinde 1970 Dünya Kupası finalleri için 1961 senesinde Meksika’nın ünlü mimarları Pedro Ramírez Vázquez ve Rafael Mijares Alcerreca tarafından tasarımı yapılmıştır. İki mimar çalışmalarını Avrupa’daki statları inceleyerek ve veri toplayarak sürdürmüşlerdir. İnşaat arazisi sert volkanik bir kaya üzerinde olduğu için çalışmalar dikkatli bir biçimde yapılıyordu. Zemin çalışmaları 1962 yılında 800’den fazla işçinin katılımıyla başladı ve zemin koşulları kapsamlı testlerden geçirildi. Stadyumun üç farklı katmanda oluşturan üç büyük blok beton kirişleri desteklemek maksadıyla üretilmiştir. Kudretli Azteca Stadyumu’nun yapımında kullanılan betonun yaklaşık ağırlığı 100.000 ton fazla olduğu söyleniyor. Zamanın ortak bir yapım tekniği olduğundan Estadio Azteca birçok Amerikan futbol stadyumuna benzer bir tarzda inşa edilmiştir.

Dört yıllık çalışmanın ardından stadyumun açılışı 29 Mayıs 1966 yılında 107.494 bin seyirci önünde  başlama vuruşunu Meksika Devlet Başkanı Gustavo Diaz Ordaz tarafından yapılan, Club America   (2-2) Torino FC arasında oynanan maç ile yapıldı. Aynı yıl tarihi stat da modern aydınlatma sistemi kurulmuştur. Bu sistemin ilk denemesi Valencia’nın Nexaca önünde “3-1” kazandığı hazırlık maçı ile yapılmıştır.

Başlangıçta çatısı olmadan inşa edilen stat 1968 Yaz Olimpiyatları için sonradan çelik kaplamalı bir şekilde ilave edildi. Sıcak Meksika günlerinde stadın çatı profilinin taraftarları güneşten koruması ve oval şeklinde olması stadyumun kendine özgü bir halde olduğunu göstermiştir.

1968 Yaz Olimpiyat Oyunları’nı başarıyla atlatan Estadio Azteca için asıl imtihan 1970 yılında başlıyordu. Dünya Futbolu’nda çok da büyük bir prestije sahip olmayan bu Orta Amerika ülkesinin insanları Dünya Kupaları tarihinin en büyük iki finaline ev sahipliği yaptılar. 1970 Dünya Kupası’nda tarihi stat Grup 1’de ev sahibi Meksika’nın olduğu bütün maçlara sahne oldu. O maçların listesi şöyle:

(Meksika 0 – 0 SSCB,   Belçika 3 – 0 El Salvador,   SSCB 4 – 1 Belçika,   Meksika 4 – 0 El Salvador,    SSCB 2 – 0 El Salvador,   Meksika 1 – 0 Belçika)

6  grup maçını ortalama 94.000 ortalama seyirci ile oynayan Estadio Azteca Stadı’nda bir tane çeyrek final müsabakası oynandı. Bu maçta Uruguay (1-0) SSCB’yi mağlup etti. Asıl bu stadı efsane yapan maçlardan birisi yarı finalde tarihi İtalya ve Batı Almanya arasında oynanmıştır. Yüzyılın Oyunu olarak adlandırılan maçta İtalyanların altın çocuğu Riva attığı golle bombacı Gerd Müller’in iki gol atmasına rağmen takımına final vizesini aldırıyordu. Hala hafızalarda tazeliğini koruyan bu efsane maçı İtalya uzatmalarda “4-3” kazanarak finale yükseliyordu. Finali kaçıran Gerd Müller’li Batı Almanya üçüncülük maçında Estadio Azteca’da Uruguay’I (1-0) yenerek en azından teselli buluyordu. Unutulmaz final ise Dünya futbolunun gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Pele’li Brezilya ile müthiş bir maçtan çıkan İtalya karşı karşıya geliyordu. 107.412 kişinin izlediği unutulmaz finalde Zagallo yönetiminde ki Brezilya Pele’nin son Dünya Kupası’nda şampiyonluğa ulaşıyordu.

FIFA yetkilileri 1970 Dünya Kupası’nı unutmamış olsa gerek, 1986 Dünya Kupası’nı da Meksika’da düzenlemeye karar vermişlerdir. 1970 yılında Azteca tribünleri efsane Pele’yi izlerken mest olmuşlardı. Tam 16 yıl sonra bu sefer karşılarına diğer bir efsane Maradona çıkıyordu. Stadyumun düzeninde yapılan değişiklikler Heysel Stadyumu faciasından dolayı tekrar elden geçirilmiştir. Stadyum tahliye planları, acil güvenlik sahası ve taraftarlar için emniyet kapıları yapılmıştır. Stadyumun güvenle 18 dakika içinde boşaltılması planlanmıştır.

1986 Dünya Kupası’nda grup aşamalarında 4 maç yapıldı. A Grubu’nda kupanın açılış maçında Bulgaristan (1-1) İtalya karşılaştı. Ev sahibi Meksika mabedinde grup maçlarını ifa etti. 1970’de olduğu gibi Belçika’yı (2-1) mağlup eden Meksika, Paraguay ile (1-1) berabere kalıp, Irak’ı (1-0) mağlup ederek ikinci tur biletini kapıyordu. İkinci turda iki maç oynandı.

(Meksika 2 – 0 Bulgaristan,İngiltere 3 – 0 Paraguay).

Efsaneler Stadı olan Azteca bir tarihi maça daha ev sahipliği yapıyordu. 22 Haziran 1986 yılında Arjantin ve İngiltere arasında oynanan maçta gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri olan Maradona’nın muazzam şovu ile tarihte ki yerini alıyordu. Maradona’nın attığı birinci gol yani yüzyılın golü olarak nitelendirilen kendi deyimiyle “Tanrı’nın Eli” olan gol Arjantin’i yarı finale taşıyordu. Lineker ve arkadaşları futbolun gözbebeği Maradona’lı Arjantin’e elenmekten kurtulamıyorlardı. Yarı finalde Estadio Azteca’da Maradona’nın yıldızlaşıp iki gol attığı maçta Arjantin Belçika’yı “2-0” yenerek finale kalıyordu. Finalde kapasitenin üstüne çıkan rekor bir sayıyla 114.600 kişinin izlediği ve taraftarların ilk defa kendilerine özgü “Meksika Dalgalanması” yaptığı maçta Arjantin Beckenbauer yönetimindeki Batı Almanya’yı (3-2) yenerek kupaya uzanmayı başarıyordu.

Çok ilginçtir ve Meksika halkı çok şanslıdır ki; Dünya Futbolu’nun gelmiş geçmiş en büyük iki futbolcusu Pele ve Maradona kariyerlerinin zirvesine bu stat da çıktılar.

Estadio Azteca restore edilmeden önce kapasite bakımından Dünya’nın en büyük ikinci stadı konumundaydı. Ayrıca 1970 ve 1986 Dünya Kupası final maçlarına ev sahipliği yapmış tek stat konumundadır. (2014 yılında Estadio do Maracana’da bu şerefe nail olacak)

27 Haziran 2003 yılında CONCACAF Gold Kupası finali bu stat da oynandı. Maçı Meksika ev sahibi olmasının yardımıyla Brezilya’yı 1-0 yenerek kupada mutlu sona ulaşan takım oldu. Stada asıl ev sahipliği yapan Club America’nın yanı sıra bir zamanlar Necaxa, Atlante, Cruz Azul, Universidad Nacional ve Atletico Espanol gibi Meksika kulüp takımları da maçlarını bu tarihi ve görkemli stat da oynamışlardır.

Stat, futbol dışı organizasyonlara da ev sahipliği yapmıştır. Örneğin 1986 yılında Michael Jackson bu statta art arda 4 kez konser vermiştir ve her konserine 100 binden fazla seyirci çekmeyi başarmıştır.

Deniz seviyesinden 7200 metre yükseklikte bulunan Estadio Azteca stadyumuna dair en çarpıcı sözü söyleyen, Alman futbolunun unutulmaz golcülerinden Rudi Voller’in sözleri ile noktalıyoruz:

“Benim görüşüme göre, dünyanın en güzel stadyumu Estadio Azteca. 1986 finalini kaybetmek hüzünlü olsa da, orayı seviyorum. Orası sonsuza dek büyük bir futbol sembolü olarak kalacak. Dünya çapında buradan daha iyi statlar olsa bile…!”

Estadio Azteca 2 Estadio Azteca 7 Estadio Azteca 5 Estadio Azteca 9

La Bombonera

Kullanan Takım: Boca Juniors

Yapım Yılı: 25 Mayıs 1940

Kapasite: 49.000

Boyutlar: 105 x 64,7

 

Estadio Alberto J. Armando bilinen ismiyle La Bombonera, Arjantin’in Buenos Aires şehrinin  La Boca bölgesinde yer alan ve Arjantin’in köklü kulüplerinden Boca Juniors’un iç saha maçlarını oynadığı stadyumdur. Stadyum, La Bombonera adını şeker kutusuna benzeyen mimarisinden dolayı almıştır.

57.395 seyirci kapasiteli olan stadyum saha ölçüleri bakımıyla FIFA’nın belirlemiş olduğu minimum saha ölçülerine sahiptir (105 x 64.7 m).

La Bombonera içinde yer alan Boca Juniors kulüp müzesi ve restoranıyla davetlilere sosyal aktivitelerini gerçekleştirme imkânı sunmaktadır. Aynı zamanda konser organizasyonlarına da ev sahipliği yapan stat dünyanın en etkileyici tribün şovlarına da sahne olmaktadır.

Stadyum, karakteristik olarak dörtgen şeklinde olup yüksek kenarlarından doğan kutu görünümünden ötürü Bombonera (Türkçe: hediye) takma adını almıştı. Bu takma adını José Luis Delpini, tasarımını yapan mühendis vermişti. Stadyum resmi olarak 1986’da Camilo Cichero, 1938’de inşaatını başlatan Boca başkanı adıyla adlandırılmış; 2002’de Alberto J. Armando olarak değiştirilmiştir.

Stadyum inşaatı 18 Şubat 1938 günü başladığında Boca mecburen Boca Ferro Carril Oeste Stadı’na taşınmak zorunda kaldı. Açılış maçında Boca ve San Lorenzo karşı karşıya geldi. Ricardo Alarcón attığı iki golle Boca açılış maçında rakibini devirmeyi başardı. İlk açıldığında statta sadece iki tribün vardı. 1953 yılında yapılan 3’üncü tribünle beraber stadyumun hem çehresi hem de lakabı değişiyordu. Stadın adı da Estadio Camilo Cichero olarak seçilmişti. Ancak yapısı nedeniyle taraftarlar Camilo Cichero yerine La Bombonera ismini kullanmayı tercih ettiler.

Kapasitesi 49.000’dir lakin bunun 37.538’i koltuğa sahiptir. Geri kalan sayı maçları ayakta izlemektedir. Stadyumun içerisinde çeşitli sanatçıların yapmış olduğu resimler, İtalyan göçmenlerin yaşam tarzını aktaran eserler ve kulübün efsanevi futbolcularının, en başta Maradona olmak üzere çeşitli resim ve heykelleri vardır.

Stadın ilginç bir özelliği vardır. Coca Cola firması Boca Juniors’a reklam vermeyi teklif etmiş ve bu teklifi kabul görmüştür. Ancak Boca kulübü ve taraftarları bir şart koyarlar. Coca Cola’nın ambleminin rengi stadyumda farklı bir renk olması yönünde bir şarttır.  Çünkü firmanın logosu ezeli rakipleri River Plate’in renklerinden oluşmaktadır. Bunun üzerine firma bu öneriyi kabul eder ve stadyumda ki reklamlar siyah beyaz olarak kullanılır.

Taraftarlar kulübün efsanesi Maradona’ya büyük bir sevgi duyarlar. Statta onun için özel bir loca bulunur. Ayrıca efsane istediği gibi sahaya girmekte ve soyunma odalarını ziyaret edebilmektedir. Her maç öncesi Maradona’ya büyük sevgi gösterileri yapılır.

Stadyum 72 yıldır çok büyük maçlara ev sahipliği yapmıştır. Bunların en önemlileri hiç şüphesiz ki Boca-River derbileridir.

Stadyumun girişinde yazan şu cümlelerse çok manidardır:

Dinim Boca, Tanrım Maradona, Mabedim La Bombonera!

La Bombonera 7 La Bombonera 5 La Bombonera 9 La Bombonera 2 La Bombonera 1

San Siro – Giuseppe Meazza

Kullanan Takım: AC Milan-Internazionale

Yapım Tarihi: 19 Eylül 1926

Kapasite: 80.018

Boyutlar:  105 x 68

 

San Siro veya Giuseppe Meazza Stadı, Milano’da AC Milan ve Internazionale Milano’nun maçlarına ev sahipliği yapan stattır. AC Milan San Siro; İnter ise Guiseppe Meazza Stadı adını kullanmaktadır. UEFA’nın stadyum kriterlerine göre 5 yıldızlı bir stadyumdur. Kapasitesi 80.018’dir.

1925 yılında Milan başkanı Pierro Pirelli’nin talimatıyla hayata geçirilen ve 13 ayda tamamlanan bir yerdir. 10 sene kadar kale arkasında tribün olmadan maçlar oynanan San Siro’da 1934 Dünya Kupası sırasında kale arkaları inşa edildi. ilk oynanan maçta Inter Milan AC Milan’ı burada 6-3 yendi.

1934 Dünya Kupasında biri İtalya’nın yarı finali olmak üzere üç maç oynandı burada. 40’lı yılların ikinci yarısında belediyenin kararı ile Inter’de maçlarını burada oynamaya başladı. 1955’de ikinci kat yapıldı ve kapasite 85.000 oldu.

Guiseppe Meazza’nın ölümünden sonra Inter kulübü stadı Guiseppe Meazza ismiyle kullanmaya başladı.

Faşist Mussollini yönetimindeki İtalya’da milli takımın maçlarını oynaması için yeni bir stadyum yapılması fikri ortaya kondu. Günün İtalya’sının statlarının aksine bu stat sadece futbol oynanması için düzenleniyordu. Bu yüzden sahanın kenarlarında koşu kulvarı yok ve tribünler sahaya daha yakın. İngiliz statları örnek alınarak, kare şeklinde bir stadın temeli atılıyor.

Stadın yapımına 1909’dan beri Milan’ın başkanı olan sanayici iş adamı Piero Pirelli destek oluyor ve maddi olanak sağlıyor. O günlerde AC Milan maçlarını Vive Sismondi adında küçük bir stadyumda oynuyordu. 7 Temmuz 1926’da stadyum tamamlanıyor ve basına gösteriliyor. Artık İtalya Milli Takımı ile beraber finansör Milan da maçlarını burada oynama hakkı kazanıyor. Bahsettiğim stat tabiî ki San Siro.

İlk maç Inter ile Milan arasında oynanmış ve Inter’in 6-3 üstünlüğüyle sona ermiştir. Stadın tapusu Milan’da; fakat 1947 yılında Inter’de stadı kiralama yoluna gitmiş ve o günden bugüne iç saha maçlarını burada oynamıştır.

1990 Dünya Kupası’nda San Siro 6 maça ev sahipliği yapmıştır. Bu maçların ilki Maradona’nın önderliğindeki Arjantin ile Afrika’nın parlayan yıldızı Kamerun arasında oynanan maçtı. Afrika Aslanları turnuvadaki en büyük sürprizlerden birini yaparak Arjantin’i Omam-Bıyık’ın attığı golle 1-0 mağlup ettiler. İkinci maç D Grubu’ndaki Almanya-Yugoslavya maçı oldu. Turnuva genelinde maçlar kısır geçerken Almanya’nın maçları aksine bol gollü geçmekteydi. Matthäus (2), Klinsmann ve Völler’in golleriyle rakibini 4-1 mağlup etti Panzerler. Jozic’in golü ise Yugoslavlar’a sadece teselli olarak kaldı. Almanya’nın Birleşik Arap Emirlikleri  maçı da San Siro’da oynandı. Almanların B.A.E’yi gole boğduğu maçta Völler (2), Klinsmann, Matthäus, Bein Panzerler’in gollerini atarken; İsmail’in golü ise skoru belirliyordu: 5-1. Almanlar’ın gruptaki son maçı yine San Siro’da oynandı. 88 dakika gol sesi çıkmayan maçta 89. dakikada Littbarski Almanlar’ı 1-0 öne geçirdi. Ancak Kolombiya 90’ıncı dakikada Rincon’ün attığı golle mücadeleye denge getirdi ve maç 1-1 sona erdi. Son 16 mücadelesinde iki dev karşı karşıya geldi. EURO 88’in şampiyonu Hollanda, 1974’ün intikamını almak için Almanya karşısında çıktı. Ancak Klinsmann ve Brehme ile 2-0 öne  geçen Almanlar sadece Ronald Koeman’ın golüne engel olamadılar ve maçı 2-1 kazanarak çeyrek finale çıktılar. Çeyrek finalde ise, Çekoslavakya’yı Matthäus’un penaltı golüyle deviren Panzerler yarı finale adını yazdırıyordu: 1 – 0… Böylelikle San Siro Almanlar’ın kupaya uzanışına bir nevi şahitlik ediyordu.

San Siro 1 San Siro 3 San Siro 2 San Siro 4 San Siro 5 San Siro 6 San Siro 7